
Çevre hukuku bazı temel özelliklere sahiptir. Tüm Dünya’ya mal olmuş tarihi eserler, ekolojik ve doğal güzellikler ve temiz çevre başta olmak üzere çevre hukukunun koruduğu değer üzerinde, ilgili ülkenin yanında, sair ülkelerin hatta tüm bir insanlığın ortak menfaati vardır. Yukarıda belirtilen nitelikteki değerleri koruma altına alan mevzuatı kapsayan çevre hukukunun sahip olduğu temel nitelikleri beş başlık altında şöyledir.
a) Düzenleyicidir
b) Yasaklayıcıdır
c) Evrenseldir
d) Yaptırımcıdır
e) Disiplinlerarasıdır.
Çevre hukuku bazı temel özelliklere sahiptir. Tüm Dünya’ya mal olmuş tarihi eserler, ekolojik ve doğal güzellikler ve temiz çevre başta olmak üzere çevre hukukunun koruduğu değer üzerinde, ilgili ülkenin yanında, sair ülkelerin hatta tüm bir insanlığın ortak menfaati vardır. Yukarıda belirtilen nitelikteki değerleri koruma altına alan mevzuatı kapsayan çevre hukukunun sahip olduğu temel nitelikleri beş başlık altında kısaca şöyle değerlendirebiliriz.
Düzenleyicidir: Çevre hukukun temel amacı, çevreyi hukuk kuralları ve hukuksal düzenlemeler yoluyla korumaktır. Getirilen düzenlemelerin bir özelliği de çevrenin bozulmasını önlemektir. Çevre hukuku burada, cezalandırıcı ve tamir edici özelliğinden çok koruyucu özelliği ile dikkat çekmektedir. Örneğin çevreye muhtemel zararlı etkisi olabilecek bir projenin hayata geçirilmesi için, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu hazırlamasının bir ön şart olarak yasada yer almaktadır. Bu raporu hazırlamayanların faaliyetlerine izin verilmemesi, çevre hukukunun kişilerin davranışlarına nasıl yön vermeyi amaçladığını ve bu şekilde çevreyi henüz zarar görmeden korumak istediğini gösteren en iyi örneklerden biridir.
Yasaklayıcıdır: Çevre hukuku, çevreye zarar veren eylemleri yasaklayarak olası çevre zararlarının önüne geçmeyi amaçlar. Örneğin çevreye kirletici atıklar bırakan bir üretim tesisinin faaliyetinin durdurulması çevre hukukunun yasaklayıcı özelliğinin bir sonucudur. Çevre hukukunda yasaklayıcılık, uyulmaması halinde cezai müeyyide gerektiren faaliyetleri kapsadığı gibi, karşılığında her hangi bir cezai müeyyide uygulanmayan fakat ihlal eden şahsı hukuki himayeden mahrum eden ve söz konusu faaliyetten men eden bir niteliğe sahip faaliyetleri de kapsamaktadır. Ancak çevre hukukunda bunlar daha çok ihlali halinde cezai müeyyideler şeklinde görülmektedir.
Evrenseldir: Çevre hukukunun oluşmasında 1972 Stocholm Konferansının (Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı) bir dönüm noktası olduğu kabul edilmektedir. Çevre sorunlarını ilk olarak ve en geniş çapta dünya kamuoyuna duyuran bu konferans çevre hukukuna evrensel nitelik kazandıran en önemli unsurlardan biridir. Çevre sorunlarının etki alanları sınır tanımamakta, bir bölgede ortaya çıkan bir çevre sorunu Dünya’nın diğer bölgelerinde de olumsuz sonuçlar doğurabilmektir. Özellikle su ve hava kirlenmesi ile nükleer sızıntılarda bunu açık olarak görülmektedir. Bazı hallerde de çevre sorunu bütün ülkelerin ortak etkileri sonucu ortaya çıkmaktadır. Örneğin, kutuplarda buzulların erimesi, atmosferde karbondioksit birikmesi, ozon tabakasının incelmesi gibi. İşte bu gibi hallerde, ortaya çıkan sorunun çözümü de ülkelerin ortak hareket etmesini ve benzer nitelikte yasal hükümler koymalarını, ikili veya çok taraflı sözleşmelerle çözüm aramalarını gerekli kılmıştır. Bütün bu haller, çevre hukukunun evrensel niteliğini gösterir.
Yaptırımcıdır: Çevre hukukunun çevre korumada etkin olarak kullanılması, konulan kurallara uyulmaması halinde bazı yaptırımların uygulanmasını zorunlu hale getirmektedir. Ülkeden ülkeye değişen farklı müeyyideler mevcut ise de en fazla karşılaşılan müeyyideler cezai müeyyideler ve tazminat yükümlülüğü gibi yaptırımlardır. Öngörülen cezai müeyyideler hapis cezası olabileceği gibi, para cezası da olabilmektedir. Miktar olarak para cezaları genellikle, şahıs ve ticaret şirketlerinde farklılık arz etmektedir. Ticaret şirketleri genellikle çok daha büyük miktarda para cezasına çarptırılmaktadır.
Disiplinlerarasıdır: Çevre hukukunun bir başka önemli niteliği de diğer disiplinlerle sıkı bağlantılı olması, bilgi akışının gereği ve hukukun, diğer bilim dallarının ürettiği çözümlerin ve çevre korumada önemli olan verilerin kullanılmasında nihai araç olarak kullanılmasıdır. Çevre hukuku diğer bilim dallarından özellikle biyoloji, ekoloji ve kimya ile çok sıkı işbirliği halindedir. Çevre hukukunun öncelikle korumaya çalıştığı kavramlar doğrudan doğruya ekolojik sistemin bir parçasıdır. Örneğin bir bitki veya hayvan türünün korumaya alınması için onun yaşama alanının da korunması gerekmektedir. Örneğin çevre hukuku kirlenme konusunda da koruyucu hükümler içerir. Çevre unsurlarından hava, su ve toprak kirliliğinin ve kimyasal bileşenlerinin ne ölçüde bozulduğunun bilgisini yine kimya biliminden elde etmemiz gerekmektedir. Ayrıca çevre hukuku ekonomi, sosyoloji, şehircilik gibi diğer bilim dalları ile de sıkı bağlantılıdır. Bunun haricinde çevre hukukunun, hukukun diğer dalları ile de çok sıkı ilişkisi vardır. Özellikle uluslararası hukuk, anayasa hukuku, medeni hukuk, ceza hukuku gibi hukuk dalları ile çevre hukukunun çok sıkı bağlantılı olduğu açıktır.
Bütün bu özelliklerinin yanı sıra çevre hukukunun maddeselleşmeyen son bir niteliğinden de söz etmek gerekmektedir. Çevre hukuku ayrıca “dinamik” bir yapıya da sahiptir. Diğer bir deyişle bu nitelik, çevresel gereksinmelere uyarlanabilir, esnek yapıya sahip olma özelliğidir. Her geçen gün ortaya çıkan yeni bilimsel keşifler bilgiler ve toplumsal gereksinmeler doğrultusunda insan ve çevre ilişkilerini düzenlemek durumunda olan çevre hukuku, bütün bu gelişmelere ayak uydurmak için esnek olmak ve bu gelişmeleri hukuk disiplinine uydurmak zorundadır.