
MİLLET SEKTÖRÜ
Yazar: Eyüp AKTEPE
I. GENEL BAKIŞ
Türkiye’de kalkınma hızını artırmak, yeni iş alanları yaratmak daha fazla üretim sağlamak, bu üretim artışı ile beraber daha adil bir bölüşüm yaratmak için değişik sayılabilecek bir çalışma ortamına girilmesi zorunludur. Bu çalışmalardan birisi de kamu ve özel sektörden ayrı olarak üçüncü bir sektör olacak Millet Sektörünün kurulması çabalarıdır.
Millet Sektörünün kimlerle kurulacağı, finansman kaynaklarının neler olacağı, hangi sahalarda faaliyet göstereceği henüz tam olarak belirlenmemiştir. Hatta henüz kesin bir tarifi daha yapılmamıştır. Bu meselenin bu hali ile açıklığa kavuşturulması bir insanın kısa bir müddet çalışması ile mümkün olmayacaktır.
O kadar ki, konunun hangi meselesini, hangi özelliğini ele alırsanız alınız işe bir kısım tereddütlerle başlayacaksınız. Bunun içindir ki, biz çalışmalarımızı Millet Sektörünün genel özelliklerine yönelttik. Millet Sektörünün dayanacağı grupları, uğraşacağı sahaları, temin edilecek finansman kaynaklarını ve Millet Sektörü hakkındaki görüşleri genel hatları ile incelemeye çalıştık. Bu geniş konuyu inceleme cesaretimizi ise sizlerin hoş görüsünden aldık.
Bu konuda çalışmaların hızlandırılacağı inancımızı koruyoruz. Türkiye kalkınmakta olan bir ülkedir. Kalkınma için gerekli potansiyelin varlığına da inanmaktayız. Ancak kalkınma hızı ile kalkınma potansiyelin varlığına da inanılmaktadır. Ancak kalkınma hızı ile kalkınma potansiyelinin mukayesesi uzun zamandan beri münakaşa konusudur. Çoğunluğun inancı ise Türkiye’nin, kalkınma potansiyeline uygun olarak kalkınamamakta olduğudur. Bunun sebeplerini de çeşitli görüşler altında izah etmek mümkündür.
II. MİLLET SEKTÖRÜNÜN TARİHÇESİ
Türkiye’de ilk defa 1965 yılında yapılan milletvekili seçimlerinden önce “Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi” CKMP’ nin seçim beyannamesinde Sayın Alparslan Türkeş ‘in isteği üzerine kamu sektörü ile özel sektörden ayrı olarak bir sektörün kurulacağından bahsedilmiştir. 1967 yılında Sayın Alparslan TÜRKEŞ tarafından yayınlanan “Milli Doktrin Dokuz Işık” isimli el kitabında Millet Sektörü isimli bir sektör anlatılmıştır. Bu kitapta genel bazı bilgiler verildikten sonra meselenin detaylarına inilmemiştir. Böylece Türkiye’de ilk defa Millet Sektörü tartışma konusu olarak ülkemizin gündemine gelmiştir.
1968 yılında Doç. Dr. Kurt Karaca “Milliyetçi Türkiye” isimli eserinde Millet Sektörünü geniş bir şekilde işlemiştir. Kurt Karaca ‘ya göre Millet Sektöründen amaç, işçi, köylü, esnaf, memur vs. birliklerinin meydana getireceği sektördür. Üçüncü olarak 1973 yılında milletvekili seçimlerinden önce CHP’si tarafından üçüncü bir sektörden bahsedilmiştir. Bu parti “Ak Günlere” isimli seçim bildirgesinde üçüncü sektörü şöyle tanımlamıştır: Kooperatifler, başka halk girişimleriyle birlikte ekonominin en önemli ve güçlü kesimini oluşturacaktır. Buna Halk sektörü denecektir. Kurt Karaca’nın görüşleri ile CHP’nin görüşleri arasında isim ve muhteva ayrılıklarına rağmen sektörün kuruluşundaki model benzerliği dikkat çekmektedir. Bu gelişmelerden sonra CHP-MSP’ si koalisyon hükümeti 1974’lü yıllarda Halk Sektörünün kurulması için ciddi adımlar atacağını belirtmiştir.
Rahmetli Alparslan TÜRKEŞ, Türkiye’de kalkınma hızını artırmak daha fazla üretim sağlamak, bu üretim artışı ile beraber daha adil bir bölüşüm yaratmak ve bölgeler arası kalkınmışlık farkını azaltmak için Türk Milleti’ nin kalkınma seferberliğine davet etmiştir. Bu maksatla da Millet Sektörü isimli bir model teklifinde bulunmuştur. Bu teklif Türk Milleti tarafından benimsenmiştir. Teklifin benimsenmesi karşısında diğer siyasi partiler harekete geçmiştir. Önce CHP’si ve onun Sayın Genel Başkanı Bülent Ecevit bilahare de CHP-MSP hükümeti TÜRKEŞ’ in bu konudaki fikirlerine politize ederek değiştirip sosyalizme giden bir yol gibi mütalaa etmişlerdir. Böylece teklif edilen model muhteva olarak halkın kabul etmeyeceği bir noktaya sürüklenmiştir. Milletin gündeminden böylece düşürülmüştür.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin gündeminden düşmeyen Millet Sektörü yeniden günün değişen şartlarına göre gündeme getirilecektir. Henüz tam bir tarifi dahi yapılmamış olan bu sektörün kuruluşunda çeşitli yanlış yorumlara meydan vermemek için kavramlara ayrı bir ağırlık kazandırılmasının gerekli olduğu inancındayız.
III. MİLLET SEKTÖRÜ-HALK SEKTÖRÜ ANLAMI:
A. Halk Nedir?
Halkçılık, batıda kullanılan ve pek manası olan bir mevhum değildir. Batıda halk ve millet ayrımı yapacak bir ölçü kalmadığı için böyle bir mefhumun bir şey ifade etmemesi de tabidir. Onun için batı dillerinde halk ve millet tabirleri bir birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Bizde de bazı kişiler batıdaki anlamda halk ve millet tabirlerini birbirinin yerine kullanmaktadır. Oysa ki Türk kültüründe, Türk fikir hayatında bu kavramlar birbirinden tamamen ayrı olarak kullanılmış ayrı manalarda millete intikal etmiştir. Halk, gayri şuuri birlik duygularından beslenmek suretiyle meydana gelmiş zümrevi bir topluluktur. Halk toplulukları müstakil birer ünite olmaktan ziyade millileşme sürecinin daha tamamlanmadığı toplumlarda adet ve toprak birliğine dayalı örgütlenmemiş birimlerdir. Halk topluluğu duygu ve düşünce tarafından beslenen zümrevi, bölgesel bir şuurun meydana getirdiği topluluktur. Cemaat şuuru alt kısımlardan beslenen zümrevi varlık şuurudur. Milletleşmemiş toplumlarda coğrafi bölgelerde belirli bir ortak ünitenin etrafında birleşen, birbirinden farklı dil ve özelliklere sahip zümrelere halk diyebiliriz. Halkların ayrılmasında adet, örf ve dil meselesini birer unsur olarak almak mümkündür. Bugün Türkiye’de bazı ideolojilerin halk ve halklar tabirini özellikle seçip Türkiye halkları şeklinde beyanlarda bulunmaları Türkiye’nin daha milletleşme ve millileşme sürecinin arkasında kaldığı kanaatlerince göstermek arzusundan gelmektedir. Halkta müstakil bir soy varlığından, bu soyun bekası için belirtilerin neler olacağı, soy şuurunun muhafazası ve nesilden nesile aktarılması için ne gibi yollara ve birliklere ihtiyaç olacağı hususunda müşterek bir arzu yoktur. Halkı coğrafi ve siyasi yönden inceleyecek olursak; belirli bir bölgede yaşayan o bölgenin iklim özelliklerinin bedeni ve ruhi hayatta aksettiren topluluklar halktır. Bunlar yaşadıkları bölgede yaptıklarıyla geçimlerini sağlayan kapalı, kapalı oldukları kadar da idare etme, yönetme özelliklerinden mahrum yığınlardır. Durum böyle olunca idarecileri, işçileri, memurları, tüm karmaşık iktisadi ve sosyal faaliyette bulunan mesleki zümreleri halk saymamak gerekmektedir. Hatta bugün Türkiye’de köylü karmaşık faaliyetlerin içine girmiş halk olma özelliğini yitirerek millet içinde mesleki bir grup olmuştur. Zaten modern toplumlarda milletten farklı bir halk kavramına rastlamak mümkün değildir. Kendilerine halk demekle milletleşme merhalesine ulaşamadıklarını göstermiş olacaklardır ki bunu kabul etmemek gerekecektir. Artık milletimiz haklar mefhumunun çok üzerine çıkmış siyasi ve kültürel bir bütün haline gelmiştir. Anayasamızda egemenlik hakları halka değil millete verilmiştir. “Gerçekten halk ve halkçılık tabirleri büyük incelik taşımaktadır. Okumuş-okumamış, şehirli-kasabalı ve köylü, idare edilen-idare eden gibi ölçülerin bu mefhumlara ulu orta tatbik edildiği görülür. Halk ayrımı milli kültürü taşıyıp taşımayan ölçüsüne göre değerlendirilebilir”. Bu ölçü milletle, milli idare mefhumuyla birleşir o zaman milli kültür düşmanları ve milli kültürü kaybetmiş olan kimseler kalır ki onlar da hasta olan, istisna teşkil eden unsurlardır. Halka dayalı olarak kurulacak Halk Sektörü hangi zümreyle kurulacaktır? Basit bir işletme dahi kurulurken bazı kaynaklara dayanmaktadır. Halkla kurulacak Halk Sektörünün kaynakları ne olacaktır? Biz henüz bunu anlamış değiliz. Onun için bir sektör kurulacaksa bunun kaynaklarını meydana getirecek gruplara dayanmalıdır. Bugün bu sektörü yaratabilecek tek grupta millettir. Kurulacak bu sektöre Halk Sektörü değil, Millet Sektörü demek daha yerinde ve daha doğru bir kavram olur kanaatindeyim.
B. Millet Nedir?
Halk gayri şuuri (eğer varsa bu bir zümre şuurudur) birlik duygularıyla yaşar, dedik. Buna mukabil millet, modern anlamdaki milli toplulukta çok daha mana kazanmış bir soy şuuru, esas bağlayıcı unsurdur. Milli şuur çoğu zaman bir yükselme arzusu, varlığını devam ettirme, prestij, hakim olma, ben duygusuyla gelmiş olabilir. milli toplumun doğup gelişmesi ve tekamülü için esas şart bütün topumu çeşitli yönlerden bağlı tutan kuvvetli bir bağın vücut bulmuş olmasıdır. Bu örgü devlet örgüsü olduğu gibi devlet olmadan, başka bir devletin yönetimi altında başka bağlar şeklinde olabilir. Mahalli ve çeşitli zümrevi menfaatler yok olmuş bir bütünleşme şuuru var olmuştur. Millet şuuru sadece mevcut duruma inhisar etmez, o çok uzak geçmişin maddi ve manevi siyasi yaratılışına da şamildir. Böyle tarihi şuurun tezahürü toplumların, kültür değişmesi alanında ulaştığı payelere göre değişir. Tarihini kaybetmiş ve kültür gelişmesi mahdut kalmış insan ve toplumlarda tarih şuurunun çerçevesi daralmıştır. Her milletin kendine has bir milli kültürü vardır. Bu milli kültür insanın var oluşundan bugüne kadar yarattığı maddi ve manevi ürünlerin kaynaşmış şeklidir. Bugün olan yeni bir oluşun izlerini çok eskilerde aramak gerekir. Milletin temel öğelerini de çok eskilerde aramak gerekir. Onun için milletin temel öğelerinden belki de en mühimlerinden biri müşterek tarih şuurudur. Millet kavramında siyasi birlikler ve sınırlı bir coğrafya temel bir unsur olamaz ve bir çok olgulara göre bu görüş aykırı düşer çünkü dünya üzerinde devlet kuramamış millet olduğu gibi benim dediği vatanı olmayan bir çok millet vardır. Buna 1948 öncesi Yahudileri ve yıkılmadan önce Rusya içinde eyaletleştirilmek istenen milletleri misal olarak verebiliriz. Aynı şekilde ekonomik bağı da yeterli bir unsur olarak göremiyoruz. Amerika’daki zenci isyanları ekonomik birliğe karşı ırk ayaklanmaları şeklinde görülmektedir. Yine dini cemaat şuuru (ümmet) milli şuurun ilk ve temel dayanağı olmuyor. Dünya üzerinde bir kaç ümmet olmasına rağmen yüzlerce milletin varlığını engelleyememektedir. Ama bütün bu saydıklarımızı milli çıkarlar için ilk ve yeterli şart kabul edenler mevcuttur. Böylece şu sonuç ortaya çıkmaktadır. Millet tarifinde de milli çıkarlar söz konusudur. Rusya’nın emek birliğini, Amerika’nın müşterek yaşama arzusunu, İran’ın dil özelliklerini, Pakistan’ın din duygularını vs. ön plana almaları uyuşmazlıklarını azaltmak içindir. Durum böyle olunca, Türk Milleti’nin tanımını verirken Türk’ün milli menfaatlerine ters düşmeyen, yabancıları içine almadığı gibi öz unsurları da bırakmayan bir tanım vermek gerekmektedir. Başka bir ifadeyle bütünleştirici, uzlaştırıcı olan bölücü olmayan bir tanım yapmak yerinde olur, verilecek bu tanım, Türk Milleti’nin geçmişte ters düşmediği gibi gelecekteki büyük kudretli Türkiye ülküsüne de ters düşmemelidir. Türk devleti bir halklar, gruplar devleti değil, milletin milli müessesesi araçlarıyla, milletin teşkilatlanmış şekli olarak düşünülmelidir. Türk Devleti halklar devleti değil, milletin teşkilatlandırılarak meydana getirdiği milli devlettir. Milletin sosyal gruplar olarak yeniden teşkilatlanması, kamu ve özel sektör yanında Millet Sektörünü meydana getirmesi, Türk Devletinin daha güçlenmesi, daha ileriye gitmesi olacaktır. Bu sektörü varsa halk yığınlarına yoksa halk yığını yaratıp onlara kurdurma zihniyeti zümrevi kütleler yaratıp onları devlete karşı ekonomik bağlarda teşkilatlandırmak manasını taşır. “Millet, kültür birliği demektir, kültür birliği olan cemiyet demektir, ferde ve millete saadet yolunu açan organizasyon demektir. Atatürk doktrininin esası da budur. Bu doktrini esas alarak üçüncü sektörü halka değil millete mal etmek gerekecektir.
IV. MİLLET SEKTÖRÜNÜ ZARURİ KILAN SEBEPLER:
Bazılarına göre kamu sektörü ile özel sektör isimli iki sektör vardır buna üçüncü bir sektör ilave edilemez. Dünyada bunun örneğini görmek de mümkün değildir. Halbuki iktisadi meseleler şartlarla değişir, akılla ilerler, dünyada benzerlerinin olmaması, olmayacağı manasına alınamaz. Türkiye’nin bugünkü şartları yeni atılımları gerekli kılmakta, yeni atılımlar için sınırlı imkanlar var. Bu imkanların geliştirilmesi yeni zihniyet istemekte, fertlerin gelirlerini daha fazla yatırıma akmasını gerekli kılmaktadır. Bunun temini için yapılacak teşkilatlanma mana ve yapı bakımından mevcut sektörlerden kesin çizgilerle ayrılmış, yeni bir sektör olacaktır. Bu mesele iktisadi doktrinlerden değil, iktisadi ve sosyal hayatın bir gereği olarak doğmuştur. Bu sektörün kurulmasını zaruri kılan sebepler vardır ve bunları şu şekilde tasnif etmek mümkündür.
A. Ekonomik Sebepler
a) İktisadi Büyüme Zorunluluğu: İktisadi büyümeden kastımız, ülkemizde üretim artışını çoğaltmak bu yolla fert başına düşen milli gelirin artışını sağlamaktır. Memleketimizin gelişmekte olan ülkeler listesinden çıkarılıp gelişmiş ülkeler listesine geçişini sağlamak için yalnız başına iktisadi büyüme yeterli değildir. Bununla beraber demografik, sosyal, kültürel ve politik hususları dikkate almak gereklidir. Fakirlik ve düşük gelirin sebebi sermaye kıtlığı ile bilgi yetersizliğidir. Gelişmekte olan ülkelerin ekonomik gelişmesinin diğer unsurlara tesiri olacağı unutulmamalıdır. Türkiye, kalkınma gayretleri içinde olan bir ülkedir. Kalkınmanın yalnız Özel Sektör, Kamu Sektörü veya Millet Sektörü sayesinde olmayacağı, bu üç sektörün müştereken planlı bir şekilde çalışmaları ile gerçekleşeceğini artık anlamış durumdadır. Önemli olan kurulacak Millet Sektörünün diğer iki sektörden aksayan yanlarını düzelmesi, Türk ekonomisine atılım imkanı sağlamasıdır. Gelişmiş ülkeler, tüketim ekonomisine girmiş, ekonomilerini tüketim esasına dayamışlardır. Bu devrin istediği büyük işletmeler kurulmuş bu işletmelerin gerekleri yerine getirilmiştir. Bizde büyük sayılan işletmeler bu işletmelerle mukayese edilemeyecek kadar küçüktür. Böyle bir devirde, rekabet şartlarının, satış pazarlarının çok iyi düşünülmesi gerekmektedir. Bu konuda göz önüne alınacak ilk prensip, sanayileşmede Türkiye’nin kendi kendine yeterli olmasıdır. Çağımız büyük ancak hantal olmayan işletmecilik çağıdır. Büyük işletmeler büyük sermaye ister. Bu gerçek karşısında tasarrufların parçalanması değil, birleştirilerek büyük yatırımlara gidilmesini sağlamak gereklidir. Tasarrufların iktisadi büyüme açısından en önemli yönü yatırımlarla ilişkisidir. İktisadi büyümemiz yapacağımız yatırımlara bağlıdır. Yatırımların kaynağı ise genel olarak tasarruflardır. Yani tasarruf iktisadi büyümenin temelidir. Kamu kesiminde mevcut tasarrufların yatırımları karşılamadığı, devamlı açık verdiği görülmektedir. Beş yıl sonra ise devletin gelirleri faiz giderlerini ancak karşılayacak duruma gelecektir. Yeni kurulacak Millet Sektörüne kamu kesiminden kaynak ayrılması mümkün görülmemektedir. Ancak kamunun bazı sahalarını Millet Sektörüne ayırıp tasarrufu yaratmak mümkündür. Bir taraftan büyük işletmelerin kurulması zaruri haldedir, diğer taraftan Millet Sektörünü kurup yeni atılımlar başarmak gereklidir. Bu sektörün yatırım için sermaye ihtiyacını ise bugünkü zihniyetle karşılamak güçtür. Bugünkü şartlar altında yapılacak şey fertlerin eğilimlerini öğrenmek bu noktadan hareket etmektir. Fertlerin eğilimi yüksek rizikolu işlerden çok istikrarlı, dengeli yatırımlara iştiraktir. Tasarruf sahipleri yatırım karşılığında hemen kar elde etmek ister, bunun için sanayi kuruluşlarına iştirakten çekinirler. Çünkü sanayi sektöründe kar almak için belirli bir zamana ihtiyaç vardır. Hissedarlar için de yatırımları ile münasip bir temettü vermeyen kuruluşların cazibesi yoktur. Üstelik bu sektör zannedildiği kadar kârlı da değildir. Ayrıca karının bir kısmını (ihtiyat, amortisman, yeni yatırımlar vs.) ayırmak zorundadır. Özellikle bizim gibi enflasyonist ekonomilerde bu durum işletmelerin yaşaması için zorunludur. Yatırımlar ister istemez iç ve dış tasarruflarla finanse edileceğine göre bu alanda yapılacak iş yatırım ve tasarruf dengesini incelemektir. Burada önemli olan fertlerin harcama eğilimini kısıp tasarrufa geçmesini sağlamak ve yeni yatırım fonları yaratmaktır. Bunun sağlanabilmesi için de cazip, kârlı ve garantili çalışan devlet müesseselerinin bir kısmını özelleştirme kapsamında halka satmaktır. Buradan sağlanan fonların bir kısmı ile devlet ihtiyaçlarını bir kısmı ile Millet Sektörünü destekleyecek gerekli yatırımlar sağlanabilir. Millet Sektörünün en önemli destek aracının kredi mekanizması olduğu düşünülebilir, ancak ülkemizde kredi imkanlarının sınırlılığı göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye’de, kredilerin büyük bir kısmı Millet Sektörüne ayrılırsa o taktirde hem kamu iktisadi kuruluşlarının hem de özel sektörün kredi ihtiyaçlarını azaltmak zarureti ortaya çıkacaktır. Sanayileşmeye geçişin son döneminde bulunan Türkiye için bunun olumlu sonucu gözükmeyecektir. Bu durum yatırımların bir elden diğer bir ele geçmesidir. Bunun içindir ki zorlama bir Millet Sektörü yaratma çabalarının ekonomiye yararlı olamayacağı, iktisadi tedbirlerle kurulacak bir sektörün faydalı olacağı inancındayız. Küçük tasarruf sahipleri yüksek temettü almak arzusundadır. Yüksek temettü politikası ise büyüyen bir ekonomide devamlı yatırım yapması icap eden şirketleri köstekleyici bir tutumdur. Yatırım için ayrılan tasarruflar belirli bir seviyededir. Bu tasarruflar kamu sektörü ile özel sektörün yatırım ihtiyaçlarını karşılamadığını tabloda görmüştük. Yeni sektöre yeni yatırım imkanı sağlamak için fertlerin yeniden tasarrufa sevk edilmesi, yurt dışında çalışan işçi tasarruflarının, yurda çekilmesi, çeşitli cari harcamalardaki kısıntı, kredi mekanizmasının yeniden gözden geçirilmesi ile mümkün olacaktır. Bu kaynaklar içinde en önemlisi fertlerin tasarruf zihniyetini arttırmaktır. Bu sağlanır ve bazı devlet kuruluşları yeni sektöre devredilirse hem yeni atılımlar sağlanmış olur hem de enflasyonist baskıya en asgari ölçüde maruz kalınır. Ayrıca devletin de ek gelir elde ederek asrın istediği büyük yatırımlara geçebilme imkanı sağlanmış olur.
b) İstihdam Meselesi: Türkiye’nin nüfusu 1997 yılında yapılan nüfus sayımına göre 65 milyon civarındadır. Nüfus artış hızı yüksektir. Bu hızlı nüfus artışı her yıl ortalama 600 bin kişinin faal işgücüne katılmasına sebep olmakta ve bu kişilere istihdam sağlanması zorunluluğu vardır. Her sene 2 milyon civarında işsiz grubu mevcudumuza her yıl işgücüne katılan 600 binin 200 bini katılmaktadır. Bu durum toplumumuzdaki huzursuzluk kaynaklarından en önemlisi olmaktadır. İstihdam imkanlarımızın bölgeler arası dengesizliği de ayrıca üzerinde durulması gerekli konulardan birisidir. Üretici güce sahip olmayan nüfusun genel nüfusa oranı %46 civarındadır. Üretici durumda olan nüfusumuz 30 milyonu aşkın olmasına rağmen bu grup içinde iktisaden faal nüfusumuz 20 milyon civarındadır. İktisaden faal olmayan ve genel nüfusumuzun içinde %61.64 nispetinde yer tutan topluluk, iktisaden faal olup, genel nüfusumuzun içinde %38.34 nispetinde bir yer tutan grup tarafından geçindirilmektedir. Bu durum da bağımlılık oranının çok yüksek olduğunu gösteriyor. Planlamacıların hesabına göre artan nüfusu istihdam edemeyişimiz nedeniyle 2000 yıllarına doğru bir işgücü patlaması tehlikesi vardır. Bunun önlenmesi için tarım işgücünün tarım dışı alanlara kaydırılması ve tarım dışı alanlarda da gerekli tedbirlerin alınması icap etmektedir. Tarım dışı kesimlerde yıllık işgücü arzı 210 bin civarındadır. Sanayi kesiminin yarattığı istihdam imkanları planda beklenenin ve yıllık işgücü arzının altında kalmıştır. 2000’li yılların başında toplam işgücü fazlasının toplam işgücü arzına oranı değişmeyecek, iyimser hesaplamalara göre %11.2 oranında kalacak bu da istihdam probleminin aynen devam etmesi anlamına gelecektir. 2000’li yıllara da şehir nüfusunun genel nüfusa oranı %60 civarında olacaktır. Oysa ki gelişmiş sanayi ülkelerinde makinenin de kullanılması sayesinde ziraatla uğraşan nüfus ülkeden ülkeye değişmekle beraber genel nüfusa oranı %10 civarındadır. Bu durum Türkiye’de gizli işsiz sayısının tahmininde ölçü olarak kullanılabilir. Kaldı ki şehirlere göç işsizliği köyden şehire taşımaktan başka bir mana taşımayacaktır. Hızlı nüfus artışının tabii neticesinde köyden şehire nüfus akımı vardır. Kurulması düşünülen hatta kurulmaya başlayan tarım kentleri bu akışı büyük ölçüde önleyebilir ancak müzminleşen işsizlik problemini çözmesini beklemek iyimserlik olur. Türkiye’deki mevcut durumu bu şekilde ortaya koyduktan sonra çözüm yollarının neler olabileceğini araştıralım. Millet Sektörü yeni bir sektör olduğuna göre imkanları diğer sektörlere yakın bir duruma getirilmeli, yeni yatırım imkanları yaratılmalıdır. Bu yatırımların kaynaklarını şöyle sayabiliriz.
- 1. Yurt dışındaki mevcut tasarrufların bir bölümü teşviklerle yurda getirilebilir. Bugün bu tasarrufların 30 milyar doları aştığını biliyoruz. Bunun bir kısmını yurdumuza çekebilirsek bu miktarın bir kısmını da yatırıma kanalize edileceği düşünülürse istihdam imkanının artacağı görülür. Tasarrufların bugünkünden daha hızlı akışını sağlamak için tasarruf sahiplerinin karşısına cazip tekliflerle çıkmak imkanı buluruz.
- 2. Mevcut kamu kuruluşların bir kısmının halka satılması, fertleri çeşitli harcamalar yerine yatırıma zorlayacak ve yeni yatırım imkanları doğacaktır. Mesela sigara fabrikalarının tütün ekicilerine, şeker fabrikalarının pancar ekicilerine devri sağlanırsa ekici fabrikaya ortak olmak için kemerleri severek sıkacaktır. Bu misallerin çoğalması yatırım için ayrılan kaynakların artışını sağlayacaktır.
- 3. Banka kredi mevzuatı yeniden gözden geçirilecek olursa, yeni fonların teşekkülü sağlanabilir. Vicdanlar biraz daha rahatlar.
- 4. Teşkilatlanmış grupların mevcut müesseseleri (oyak, meyak vs.) bazı mevzuat değişiklikleri bu sektöre yatırım imkanı sağlayabilir. Sağlanacak yatırım kaynaklarının miktarını tahmin edebilme imkansızlığı karşısında kesin rakamlar veremiyoruz. Ancak bu yatırımlarla her sene işsizler ordusuna katılan 200 bin kişiye istihdam imkanı zor olmayacaktır. Millet sektörünün işsizlik meselesini önemli ölçüde ele almasını hatta bu sektörün kuruluş sebebinin büyük ölçüde işsizlik olduğunu peşinen kabul edip organizede bu durumun göz önüne alınmasına dikkat edilmelidir. Bazı sahalar Millet Sektörü kapsamına alınmalıdır. Mesela ormancılık, ağaçlandırma bu sektörle büyük atılım içine girebilir. Ülkemizde hummalı çalışma fikri henüz teşekkül etmemiştir. Oysa ki en fazla ihtiyacımız olan bu meseleyi sektör organizesinde ön plana almak gereklidir.
B. Coğrafi ve Demografik Sebepler
Türkiye 780 bin km2 büyüklüğünde bir ülkedir. Arazinin büyük kısmı dağlık olduğu için yerleşme merkezleri arasındaki ulaşım imkanları zor olmaktadır. Yol durumları ise gelişmiş ekonomiye sahip ülkelerle mukayese edilmeyecek kadar yetersizdir. Batı Anadolu’nun dışında kalan bölgelerde birkaç şehir müstesna sayılacak olursa yerleşme merkezleri küçük sayılabilir. Çünkü nüfus akımı köyden kente, kentten de batıya olmaktadır. Bunun tabii neticesi olarak vilayet saydığımız yerleşme yerleri aslında normal kasaba büyüklüğündedir. Bu sebeplerden dolayı buralarda yapılacak yatırımlar rantabl olmaktadır. İmalat daha çok tüketim merkezlerinde veya dağıtım merkezlerine yakın bölgelerde yapılmaktadır. Bunun tabii neticesinde iktisadi gelişme bu bölgelerde olmaktadır. Bu gidişin başlıca iki büyük mahsuru vardır. Birincisi bölgeler arası dengesizlik artmakta, gelir dağılımına ve istihdam meselesine tesirli olmaktadır. İkincisi sanayi ve ticaretin belirli bölgelerde toplanması milli güvenliğimiz açısından mahsurlu olmaktadır. Bütün bu mahsurlardan dolayı yatırımların yaygınlaştırılması zorunludur. Bugün özel teşebbüs bütün çalışmalara rağmen bazı bölgelere yatırımını gerektiği kadar yapmamaktadır. Sanayinin kendi kanunlarına göre de bunu normal karşılamak gereklidir. Kamu yatırımlarını beklemek iyimserlik olur. Kamu yatırımlarının kısa devrede Orta ve Doğu Anadolu’ya kaymayacağını da planlamacılar ifade etmektedirler. Planlamacılara göre “Yöreler arası gelişmişlik farkını kısa dönemde ortadan kaldırmaya çalışmak ekonomik bakımdan etkin olmayan kaynak dağılımına yol açacak uzun dönemde sermaye birikimini ve ekonomik gelişmeyi yavaşlatacaktır”. Bu durumda yapılacak en isabetli şey öncelikle tarım kentleri projesini ele almak nüfus kaymalarını önleyerek Orta ve Doğu Anadolu şehirlerinin tüketim merkezleri haline gelmesini sağlamaktır. Bunun neticesinde ihtiyacı karşılayacak yatırımlar gerekecektir. İşte Millet Sektörünün varlığı ve faydası bu durumda görülecek, bugün gereği kadar değerlendiremediğimiz yeraltı ve yerüstü servetlerimiz değerlendirilecektir.
C. Sosyal Sebepler
a) Gelir Dağılımının İyileştirilmesi: Ülkemizde fert başına düşen milli gelir gelişmiş ülkelerle mukayese edilmeyecek kadar azdır. Bugünkü dünya ölçülerine göre çok düşük bir milli gelire sahibiz. Dağılımda çok farklıdır. Elimizde bunun kesin ölçüsü olmamakla berber batı ve doğudaki fert başına milli gelirin çok farklı olduğu bilinmektedir. Her ne kadar aynı bölgede yaşayan fertler arasında da farklılıklar mevcut ve doğuda bazı istisnalar var ise de genel hatları ile farklılık vardır ve büyüktür. Türkiye için önemli olan hızlı üretim adil bölüşümdür. Burada dikkat edilmesi gereken mesele bölüşümün yapılması üretimi aksatmamasıdır. Planda bu durum şu satırlarla belirtilmiştir. “Sadece gelirin bölüşümünü iyileştirici tedbirlerle bugün için bazı gelir gruplarının yaşama düzeyini yükseltmek mümkün olsa bile, bu yaklaşım sermaye birikimini yavaşlatarak ülkenin gelişme potansiyelini sınırlayacak, böylece gelecekte daha yüksek bir yaşama düzeyine ulaşılması gecikecektir. Bu nedenle çeşitli gelir grupları ve yöreler arasında tüm toplumu kapsayacak biçimde yaygınlaştırılması, uzun dönemde gerçekleştirilecek bir amaç olarak benimsenmiştir”. Planlamacıların bu görüşüne katılmakla beraber bazı mahsurlarını da belirtmek gereklidir. Doğudaki tasarruf doğudaki yatırımlardan fazla olduğu artık bilinmektedir. Doğudan batıya sermaye hareketleri vatandaşlar arasında huzursuzluklar yaratmakta ideolojik sebepler yanında ekonomik sebepler de var olan bölgeciliğin hızlanmasına sebep olmaktadır. Milletin teşkilatlandırılması, kendi tasarrufları ile devletin imkanlarının birleştirilmesi bu teşkilatlandırmada ayrım yapmaksızın meselenin bir bütün olarak ele alınması gereklidir. Bu sayede bölgecilik meselesini ekonomik sebeplerle yapanları haksız kılacak, ideolojik sebeplerle meseleye sarılıp ta ekonomik meseleyi bahane edenlerin elinden hiç olmazsa bu silah alınmış olacaktır. Millet Sektörünün gelir dağılımının iyileştirilmesinde rolü olabilir. Yatırımlarda düşük gelirlere öncelik verilir ve ucuz kredilerle bunların iştirakleri sağlanırsa gelirleri artar, açılacak iş sahalarında daha müsait imkanlarla iş temin etmeleri yüksek olan bağımlılık oranını düşürür ve gelir dağılımındaki adalet belirli bir oranda gerçekleşmiş olur.
b) Küçük Esnaf ve Zanaatkarlarının Durumu: Türkiye’de, en önemli meselelerden birisi de orta tabaka dediğimiz esnaf ve zanaatkarların içinde bulunduğu kötü durumdur. Esnaf ve zanaatkarların teşkilatlanamamaları, işlerinin mahiyeti, durumlarını gereği gibi ortaya koymalarına engel olmaktadır. Bugün mağdur olan iş kollarının başında esnaf ve zanaatkarlar gelmektedir. Memleketimizde istihdam imkanının olmayışı nedeniyle köyde geçimini sağlayamayan vatandaş elindeki küçük araziyi satarak veya yurt dışında biriktirdiği bir miktar parayla hemen dükkan açma işine koşmaktadır. Bu saha dışarıdan da oldukça cazip görünmektedir. Bugün gereğinden fazla tacirin olması iki önemli mahsur ortaya koymaktadır. Birincisi esnaf sayısının fazla oluşu onların daha az müşteriye hitap etmelerine sebep olmakta çok sürüm az kar ilkesine engel olmaktadır. İster istemez yaptıkları satışlarla masraflarını ve geçimlerini sağlamaya çalışacaklarından kar haddini yükseltmeye mecbur olmaktadırlar. Bu durum fiyat artışlarına sebep olmaktadır. İkinci büyük mahsur bu zümrenin kendi mağduriyetleridir. Yukarıda saydığımız sebeplerle beraber başka sebepler (işin ehli olmamak, çeşitli yerlere para kaptırmak, taksitleri tahsil edememek, vs.) yüzünden işe başlama zamanındaki sermayenin kısa zamanda yok olmasına sebep oluyor ve işe devam için de hem tüccardan daha fazla fiyatla mal alıyor hem de gücünün yettiği kadarı ile eşine, dostuna borçlanıyor. Bu durum çok yaygındır. Bugün bir kanun çıkarılıp da, bu durumda olan esnafın borçları ile tüm maddi varlıklarını devletin kabul edeceğini, isteyenlerin işlerini borçsuz terk edebileceklerini istese, tacirlikle uğraşan vatandaşlarımızın %70’i bunu severek kabul edecektir dememiz hiç mübalağa değildir. Protesto olan senet miktarlarının incelenmesi bizim iddialarımızı doğrular mahiyettedir. Köy ve köylüyü (Tarım kooperatiflerini) temel alarak kurulması düşünülen Millet Sektörünün temelinde esnaf ve zanaatkar da olmalıdır. Esnaf ve zanaatkarları meslek kuruluşlarına göre organize edip onların, üretimdeki etkinliklerini artırmak gereklidir. Bu sayede kozmopolit iş adamlarını tasfiye edip bazı iş sahalarını millete mal etmek mümkün olacaktır.
V. MİLLET SEKTÖRÜ NASIL KURULMALIDIR:
Millet sektörünün kurulması ile ilgili görüşler muhtelif kısımlara ayrılmaktadır. Konunun yeni olması nedeni ile Millet Sektörünü çeşitli gruplar kendilerine göre düşünmektedirler. Millet Sektörünün dayanacağı grupları kabaca şu kısımlarda mütalaa edilmelidir.
- 1. Millet Sektörü bankalara dayanmalıdır. Önce bankalar halktan toplanacak sermaye ile kendi imkanlarını birleştirmeli kurulacak sektöre yardımcı olmalı, yatırım alanları karlı bir düzeye çıkınca da tedricen çekilip yerlerini tamamen halka bırakmalıdır.
- 2. Bazı kamu şirketleri halka açılmalıdır. Halka açılan bu şirketler yeniden organize edilmeli halkın ortaklığı sağlanmalıdır. Devlet bu işte organize edici, yol gösterici olmalı ve Millet Sektörü böylece kurulmalıdır. “Millet sektörünün özel teşebbüsle bütünleşmesi ekonomik zorunluluklarımızı çözümleyecek ekonomik yaklaşımdır”.
- 3. Kooperatiflerden bir kısmı yeniden organize edilmeli, devletçe desteklenerek Millet Sektörü içinde mütalaa edilmelidir.
- 4. Millet Sektörü işçi, köylü, esnaf, memur vs. birliklerden meydana gelmelidir. Devlet (kamu) sektörü dışında kalan temel sınai faaliyetleri bu sektör yapmalıdır.
- 5. Köylü kooperatiflerinin, sosyal güvenlik ve yardımlaşma kurumlarının, sendikaların, yurt dışındaki işçi ortaklarının ve benzeri halk ortaklıklarının girişimlerinden oluşacak ve bunların destek ve yardımları ile oluşacak sektöre Millet Sektörü denecektir.
Bu görüşlerin ilk ikisinin faydalı ve mahsurlu tarafları vardır. Bunlar münakaşa edilebilir, edilmelidir de. Bu görüşlerin faydalı tarafları alınmalı, kurulacak sektörde yararlı olmalarına çalışılmalıdır. Mesela birinci görüşte bankalardan faydalanılmalıdır. Ancak faydalanırken banka mevduatının yeni alanlara kaydırılmasında kredi mekanizmasının alt üst olmaması, ekonominin yeniden dar boğazlara girmemesine dikkat edilmelidir. İkinci görüşte ise bu şirketlerdeki yöneticilerin tecrübelerinden, ticari hayattaki başarılarından faydalanılmalıdır. “Ticaretin mektebi yoktur” sözündeki gerçek payı göz önüne alınmalı kurulacak sektör mutlaka başarılı ellere teslim edilmelidir. Bu sektör için yönetim konusu ciddi bir şekilde araştırılmalıdır. Üçüncü ve beşinci görüşlerde kooperatiflerin Millet Sektörü içinde mütalaa edilmesi şeklinde bir benzerlik vardır. Kooperatifler Millet Sektörü haline gelemeyecektir. Millet Sektörü kurulurken bazı kooperatifleri bu sektör içinde mütalaa etmek lazımdır. Kurulacak sektörün ismi ve şekli ne olursa olsun yatırım kuruluşları halinde ortaya çıkacaklardır. Bir taraftan sermaye birikimini sağlayarak gelişecekler, diğer taraftan ortaklarına kar sağlayacaklardır. Kooperatiflerin tamamını Millet Sektörü ile beraber görmenin pratik bir faydası da yoktur. Bu kuruluşların aksayan yönlerini düzeltip köy ve köylü problemlerinin çözümünde faydalanmak daha isabetli olacaktır kanaatindeyiz. Ayrıca kooperatifleri kurulması düşünülen Tarım Kentlerinin teşekkülünde kullanılması da incelenmesi gereken bir görüş olabilir. Millet Sektörü görüşünün temelinde milletin teşkilatlanmış sosyal dilimleri vardır. Kanaatimizce en gerçekçi görüş de budur. Bu görüş ekonominin millete mal edilmesi esasına dayanır. Ekonominin millileştirilmesi, ekonomik kaynak ve değerlerin Türk milli toplumunu meydana getiren fertlere mal edilmesi, her Türk ferdinin üretim araçlarının (sermayenin) sahibi olması anlamına gelir. Ancak bu üretim araçlarının sahibinin fertler olabilmesi için onların teşkilatlanması ve teşkilatlarının yatırıma gitmesi gerekmektedir. Cemiyetimizin bugünkü bünyesine göre bu teşkilatları şöyle sayabiliriz. 1-İşçi Birlikleri, 2-İşveren Birlikleri, 3-Esnaf Birlikleri., 4-Köylü Birlikleri, 5-Memur Birlikleri, 6-Serbest Meslek Mensupları Birlikleri.
VI. MİLLET SEKTÖRÜNÜN SAHASI VE GELİR KAYNAKLARI:
Kurulmak istenen sektör milletin teşkilatlandırılmış gruplarına dayanmalıdır. Fertlerin gruplara gönüllü ve isteyerek iştirakini sağlamak için bazı tedbirlere ihtiyaç vardır. Bu tedbirlerin alınması halinde teşkilatlanma kolaylıkla sağlanmış olabilir. Fertlerin (Tasarruf sahipleri) tasarrufunu yatırıma dönüştürebilmesi için kısa zamanda gelir elde etmesi, kardan pay alması gereklidir. Oysaki yeni sanayi kuruluşları daha önceden de anlatıldığı gibi, ferde kısa zamanda kar veremez. Karların bir kısmını belirlenen hedefe yöneltmek için yeni sermaye kaynaklarına ihtiyaç olacaktır. Bu mahsurlardan dolayı devlet, karlı çalışan kurumlarını teşekkül ettirilen birliklere devretmeli, devredilen kurumlar halen ihtiyaca cevap vermiyorsa yenilerinin kurulması için bu sektörü yetkili kılmalıdır. Mesela sigara, çay, vs. gibi teşekküller halka devredilmelidir. Milletle bütünleşmek isteyen devletin yapacağı şey bu gibi müesseselerini ona devretmek olmalıdır. Bu sayede devlet küçük bazı işlerden vazgeçip yapılması gerekli milli hizmetlere yönelmesi gereklidir. Bu işlem yürütülürken dışarıdaki işçilerimize öncelik tanınmalı, dışarıdaki tasarrufların yurda akışı sağlanmalıdır. Aslında enflasyonist baskı altında bulunan ülkemizde devlet, bazı kuruluşları devrederek hem ticarette küçülür hem de hizmetlerini yerine getirir. Bu usulle enflasyonist baskıya en az maruz kalınır. Bu karlı ve rizikosuz kurumların fertlere devri fertleri de tasarrufa zorlayacak bazı harcamalar ve lüzumsuz yatırımlar kendiliğinden kısılmış olacaktır. Yoksa lafla istenilen kemerleri sıkma politikası geçersiz kalmaya mahkumdur. Gelir seviyesi normalin altında olan ülkemizde, fertlerin tasarrufları bütün bu işleri yapmaya yeterli olmayabilir. Onlara yardımcı olacak milli tasarruf kaynakları yeni teşkilatlarla müşterek hareket etmesi sağlanmalıdır. Bu teşkilatlar bugün şunlardır. 1-Emekli sandığı, 2-Sosyal Sigortalar Kurumu, 3-Bağ-kur, 4-Ordu Yardımlaşma Kurumu, 5-Memur Yardımlaşma Kurumu, 6-İşçi Yardımlaşma Kurumu gibi. Kurulacak sektörün bankaların da imkan nispetinde desteklemesini sağlayacak gerekli mevzuat değişiklikleri de yapılabilir.
SONUÇ
Kurulması düşünülen Millet Sektörü halktan gelen bir hareket olmalıdır. Hükümet tarafından kurulması düşünüldüğüne göre önemli bazı problemlerle karşılaşılmasını olağan saymak gerekecektir. Bu arada en önemli mesele devletle Millet Sektörü arasındaki münasebetlerdir. Millet Sektörünün idare şekli, idarecilerin tayini meselesi sermayenin teşekkülü hukuki bazı tedbirler alınmasını gerektirmektedir.
Bu tedbirler alınırken önemli olan halkın kendi sektörünü kendinin idare etmesidir. Yeni bir kuruluş olması münasebetiyle devletin bu sektörü kurulurken organize etmesi, yol gösterici bir durum takınması gereklidir. Sektörün kuruluşunda maddi yardım olacağından devlet denetimi müdahale noktasına kadar uzanmamalıdır.
Bazı sosyal güvenlik müesseselerini, sendikaları, yeniden organize edilecek grupları bu sektör içerisinde mütalaa etmek mümkündür. Bazı kooperatifleri bu sektörden ayrı düşünmek gereklidir. Kooperatiflerimizin bugün aksayan yönleri vardır. Ancak aksayan yönlerini düzeltip kendi fonksiyonlarını yapmalarını beklemek gereklidir. Bugün kooperatifler beynelmilel kuruluşlar haline gelmiştir.
Ana ilkeleri belirlenmiş bu ilkeler bütün demokratik devletler tarafından benimsenmiştir. Millet Sektörünün kurulabilmesi için kooperasyon gereklidir. Ancak kooperasyonla kooperatif hareketin birbirinden farklı olduğunu kabul etmek gereklidir. Bu sektör bir taraftan yeni atılımlarla bir çok problemleri çözmeye çalışırken, diğer taraftan adil bölüşüm imkanlarını araştırmakla yükümlü bulunacaktır.
Türkiye’de bir kısım vatandaşların bugünkü durumları ile bu sektöre ortak olmaları mümkün olmayabilir, önemli olan tamamen mağdur, hiçbir garantisi olmayan bu vatandaşlara devletin kollarını açması ucuz, uzun vadeli kredilerle veya borçlandırılarak bu vatandaşların sektör yatırımlarına ortak edilmesi sağlanmalı, bunların problemleri ele alınmalıdır.