
Çevre hukukunun ortaya çıkışı ile birlikte ilk olmasa da özü itibarıyla en önemli ilkedir. Çevreye yönelik tehlikelere karşı önlemler alınmasını ifade eder. Korumak tedavi etmekten iyidir şeklinde özetlenebilir. Koruyucu hekim mantığına dayanan bu ilke uyarınca ilgili makamlar, henüz çevresel sorunlar ortaya çıkmadan harekete geçerek, çevresel tehditleri bertaraf etmelidir. Önleme ilkesi, mevcut çevresel sorunların giderilmesi ile değil, aksine bu sorunlar henüz ortaya çıkmadan evvel öncelikle engellenmesi ile ilgilidir. Önleme ilkesi, çevre sorunlarının ortaya çıkmasından önce alınacak tedbirler bu sorunların ortaya çıkmasından sonra tedbir alınmasından daha akılcı ve ekonomiktir anlayışı üzerine kuruludur. Önleme ilkesi, bir bakıma ihtiyat ilkesinin çekirdeğini oluşturmaktadır. Bununla birlikte, önleme ilkesinin etkisi ihtiyat ilkesine göre daha düşüktür. Zira önleme ilkesi, mevcut bir çevresel tehlikenin söz konusu olması halinde uygulama alanı bulurken, ihtiyat ilkesinde çevresel bir tehlikenin olması önemli olmayıp, potansiyel bir zarar riskinin öngörülebilmesi yeterlidir.
• Çevreye yönelik herhangi bir tehlikeye karşı önlemler alınmasını ifade eder.
• Çevre hukukunun ilk ilkesi olmamakla birlikte, en önemli ilke olarak kabul edilmektedir.
• Önleme ilkesinin uygulanması uzun vadede hem daha ekonomiktir hem de geri dönüşümü mümkün olmayan sonuçların doğumunu engeller.
• Olumsuz sonuçlar ortaya çıktıktan sonra bu sorunların giderilmesi hem çok zor hem de çok maliyetlidir.
• Önleme ilkesi sayesinde, tasarruf etmenin yanında çevresel değerlerin korunması da sağlanır.
• Bu nedenle diğer ilkeler önleme ilkesini gerçekleştirmeye yöneliktir.
• Önleme ilkesi hem ulusal hem de uluslararası metinlere girmiştir.
• Avrupa Birliği’nin bütün Çevre Eylem Programlarında yer almıştır.
Önleme ilkesine, Türk Çevre Kanunu’nun “İlkeler” başlıklı 3. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde “kirliliğin önlenmesi” ve “çevrenin bozulmasının önlenmesi” şeklinde yer verilmiştir. Bu görev, başta idare olmak üzere, meslek odalarına, birliklere, sivil toplum kuruluşlarına ve “herkes”e yüklenmiştir. Kanun’un “Kirletme yasağı” başlıklı 8. maddesinin ikinci fıkrasında bu ilke; “kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililerin, kirlenmeyi önlemekle yükümlü olduğu” şeklinde vurgulanmıştır. Zira Kanuna göre; sürdürülebilir kalkınma: bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişmeyi ifade etmektedir.
Sürdürülebilir Kalkınma ve Önleme İlkesi
• Sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirme, daha iyi koordinasyonu, geliştirilmiş işbirliğini, sorumluluk ve yönetim kavramının genişletilmesini gerektirir.
• Yeni sorumluluk kavramları ile geleneksel sorumluluk kavramları arasında uygun bir karışımın nasıl bulunacağı sorunu, çevresel düzenlemeleri hazırlayanların yüz yüze geldiği temel mücadele alanıdır.
• “Her türlü faaliyet sırasında doğal kaynakların ve enerjinin verimli bir şekilde kullanılması amacıyla atık oluşumunu kaynağında azaltan ve atıkların geri kazanılmasını sağlayan çevre ile uyumlu teknolojilerin kullanılması esastır.” ilkesi de önlemeye yönelik bir hükümdür.
• Çevrenin korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi ve giderilmesi için uyulması zorunlu standartlar ile vergi, harç, katılma payı, yenilenebilir enerji kaynaklarının ve temiz teknolojilerin teşviki, emisyon ücreti ve kirletme bedeli alınması, karbon ticareti gibi piyasaya dayalı mekanizmalar ile ekonomik araçlar ve teşvikler kullanılacağı hükmü de önlemek amacını taşır.
• Esasen Çevre Yönetimin birçok aracında (örn. ÇED, planlama, yasak ve yaptırımlar, izin, onay ve ruhsat sistemi gibi) önleme ilkesi kullanılmaktadır.